FİKİR VE DURUŞ

Fikir ve Duruş – 18

FİKİR VE DURUŞ – 18

Sosyal Devlet, Sabır Ahlâkı ve Ekonomik Gerçeklik:

İnsanı Korumadan Güçlü Olunmaz

Ekonomi;
yalnızca rakamlar, tablolar ve büyüme oranlarından ibaret değildir.
Ekonomi,
insanın hayatına dokunduğu ölçüde anlam kazanır.
Bir devletin gücü,
yalnızca mali dengeleriyle değil,
vatandaşının onurunu ne ölçüde koruyabildiğiyle ölçülür.
Bu nedenle ekonomik politika,
aynı zamanda ahlâkî bir tercihtir.

Medeniyet tasavvurumuzda sosyal devlet;
yardımı bir lütuf değil,
adaletin doğal sonucu olarak görür.
Devlet,
zor zamanlarda vatandaşını yalnız bırakmayan,
yükü paylaşmayı bilen bir emanettardır.
Bu anlayış;
sadaka kültürü değil,
hak temelli bir sosyal adalet bilincini esas alır.
Çünkü insan onuru,
yardımın değil,
hakkın konusu olmalıdır.

Ekonomik zorluklar,
tarihin her döneminde yaşanmıştır.
Bugün de küresel şartlar,
bölgesel krizler ve yapısal sorunlar
toplumları ciddi sınavlarla karşı karşıya bırakmaktadır.
Bu gerçekliği inkâr etmek değil,
doğru teşhislerle aşmaya çalışmak gerekir.
Ancak bu süreçlerde
toplumu ayakta tutan asıl güç,
sabır ahlâkıdır.

Sabır;
boyun eğmek değildir.
Sabır;
ümidi diri tutarak,
adaletten sapmadan,
hak arayışını ahlâkla birlikte sürdürmektir.
Medeniyetimizde sabır,
pasif bir bekleyiş değil,
dirençli bir duruştur.
Zorluk karşısında dağılmamak,
değerlerden vazgeçmemektir.

Sosyal devlet anlayışı;
sadece yardımlarla değil,
fırsat adaletiyle tamamlanır.
Eğitimde, istihdamda ve sosyal hayatta
insana imkân sunmayan bir düzen,
kalıcı refah üretemez.
Adalet;
herkese aynı sonucu değil,
herkese hak ettiğine ulaşabileceği zemini sunmaktır.

Ak Sancak Cemiyeti olarak biz;
ekonomik sorunları küçümseyen değil,
toplumun yaşadığı sıkıntıları anlayan bir duruşu esas alırız.
Eleştiriyi inkâra değil,
çözüme açılan bir kapı olarak görürüz.
Ancak bu eleştirinin,
yıkıcı değil yapıcı;
umutsuzluk üreten değil,
sorumluluk bilinci taşıyan bir dilde olması gerektiğine inanırız.

Bizim için sosyal devlet;
sadece bugünü değil,
yarını da düşünmektir.
Gelecek nesilleri borçla değil,
sağlam bir ahlâk ve adalet mirasıyla buluşturabilmektir.
Ekonomik denge ile toplumsal huzur arasındaki bağ,
ancak bu bilinçle korunabilir.

Sözümüz nettir:
İnsanı ihmal eden ekonomi büyüyemez.
Adaletten kopan refah kalıcı olamaz.
Sabırdan uzaklaşan toplum çözülür.
Bu nedenle durduğumuz yer;
sosyal adaleti önceleyen,
insan onurunu koruyan,
sabırla ve sorumlulukla yol alan bir yerdir.

Çünkü inanıyoruz ki:
Sabır ahlâkıyla yürüyen toplum ayakta kalır.
Sosyal adaletle güçlenen devlet sarsılmaz.
İnsanı merkeze alan ekonomi geleceği taşır.
Ve bu yürüyüş,
ancak bu denge korunduğunda
sağlam, adil ve umutlu biçimde devam eder.

Ak Sancak Cemiyeti
Resmî Yayın Kurulu

Fikir ve Duruş – 17

FİKİR VE DURUŞ – 17

**Medeniyet Siyaseti:Günü Kurtaran Değil, Geleceği İnşa Eden Duruş**

Siyaset;
yalnızca bir iktidar mücadelesi değil,
bir medeniyet tasavvurunun hayata yansıma biçimidir.
Günü kurtarmaya odaklanan adımlar,
toplumun yarınını inşa edemez.
Kalıcı ve kuşatıcı bir siyaset anlayışı ise
köklerini tarihten,
ruhunu inançtan,
istikametini milletin vicdanından alır.

Medeniyet siyaseti;
tepkisel değil,
kurucu bir siyaset anlayışıdır.
Sorunlara geçici çözümler üretmenin ötesinde,
insanı, toplumu ve devleti
aynı değer zemininde buluşturmayı hedefler.
Bu yaklaşımda iktidar;
bir amaç değil,
millete hizmet için taşınan bir emanettir.
Bizim siyasal hafızamızda asıl belirleyici olan da
bu emanet bilincidir.

Bu topraklarda siyaset;
hiçbir zaman yalnızca teknik bir yönetim alanı olmamıştır.
İnanç, ahlâk ve adalet duygusu,
tarih boyunca siyasetin merkezinde yer almıştır.
Milletin değerleriyle çatışan değil,
o değerleri temsil eden bir siyaset anlayışı,
meşruiyetini yalnızca sandıktan değil,
önce vicdandan alır.
Medeniyet siyaseti,
gücünü tam olarak bu kaynaktan besler.

Medeniyet siyaseti;
devleti kutsallaştırmaz,
ancak devletsizliği de bir çözüm olarak görmez.
Devleti;
emanetin taşıyıcısı,
adaletin teminatı olarak kabul eder.
Güçlü devlet,
ancak adaletle anlam kazanır.
Güçlü iktidar ise,
milletle arasına mesafe koymadığı sürece meşrudur.

Sosyal hayat ve ekonomi alanında
eksikler, aksaklıklar ve zorluklar yaşanabilir.
Bunları yok saymak değil,
sorumlulukla kabul edip
çözüm iradesi göstermek gerekir.
Ancak bütün bu alanlarda
yön tayin eden ana eksen,
medeniyet perspektifi olmalıdır.
Aksi hâlde siyaset,
rakamların ve çıkarların dar alanına sıkışır.

Medeniyet siyaseti;
toplumu dönüştürmeye çalışan bir dayatma değil,
toplumun kendi değerleriyle yükselmesine
zemin hazırlayan bir anlayıştır.
Dayatmacı değil,
ikna edicidir.
Dışlayıcı değil,
kuşatıcıdır.
Bu yaklaşım;
uzun yıllar ötelenmiş,
merkezin dışında bırakılmış kesimlerin
yeniden söz sahibi olmasının da
önünü açmıştır.

Ak Sancak Cemiyeti olarak biz;
sivil bir yapı olsak da
bu medeniyet siyasetini önemser,
genel politik istikametini kıymetli buluruz.
Eleştirel aklı diri tutarken,
yıkıcı değil,
yapıcı bir dili esas alırız.
Duruşumuz;
kişilere bağlı bir savunma değil,
ilkelere dayanan bir sadakattir.

Bizim için siyaset;
ahlâktan, maneviyattan ve vicdandan
bağımsız düşünülemez.
İnançla bağı kopmuş bir siyaset,
milleti yorar.
Vicdanla bağı zayıflamış bir iktidar,
toplumu kutuplaştırır.
Medeniyet siyaseti ise
birleştirir,
onarır
ve geleceğe taşır.

Sözümüz nettir:
Günü kurtaran siyaset tükenir.
Değer üretmeyen iktidar yıpranır.
Medeniyet iddiası olmayan güç savrulur.
Bu nedenle durduğumuz yer;
milletin inancıyla barışık,
devletin adaletiyle güçlü,
toplumun vicdanıyla diri bir yerdir.

Çünkü inanıyoruz ki;
medeniyet perspektifi korundukça siyaset anlam kazanır.
Anlam kazanan siyaset toplumu ayakta tutar.
Toplum ayakta kaldıkça devlet güçlenir.
Ve bu yürüyüş,
ancak bu bilinçle;
istikrarlı, sabırlı ve onurlu biçimde
devam eder.

Ak Sancak Cemiyeti
Resmî Yayın Kurulu

Fikir ve Duruş – 16

FİKİR VE DURUŞ – 16

Vicdanla İnşa Edilen İrade: İmanla Sorumlu Birey, Dayanışmayla Güçlü Toplum, Adaletle Ayakta Devlet.

Bir milletin istikameti; yalnızca siyasal tercihlerle değil, o tercihlere ruh veren inanç ve değer dünyasıyla belirlenir.
Manevî temelden kopmuş hiçbir irade, uzun soluklu bir yürüyüş ortaya koyamaz.
İrade;
ancak imanla, vicdanla ve ahlâkla beslendiğinde millete hizmet eden bir güce dönüşür.

Bizim medeniyet tasavvurumuzda irade; çıkar hesaplarıyla şekillenen bir ısrar değil, emanet bilinciyle taşınan bir sorumluluktur.
İrade;
doğruyu bildiği hâlde susmamayı, hak bildiği yolda bedel ödemeyi göze alabilmeyi gerektirir.
Bu anlayış;
iktidarı amaç değil, hizmeti vazife gören bir siyasal ahlâkın ürünüdür.
Kuruluş felsefemizin özü de tam olarak budur.

Vicdan,
bu iradenin manevî pusulasıdır.
Vicdanı olmayan bir irade, gücü kutsallaştırır; iradesi olmayan bir vicdan ise hayata yön veremez.
Biz;
hesap verebilir, kul hakkını merkeze alan, inançla sınırlandırılmış bir iradeyi esas alırız.
Çünkü iman;
insana yalnızca yapabileceklerini değil, yapmaması gerekenleri de hatırlatır.
Bu hatırlayış,
adaletin en sağlam zeminidir.

Sorumlu birey anlayışımız;
hak talep ederken görevden kaçmayan, özgürlüğü sorumlulukla birlikte taşıyan bir duruşu ifade eder.
Devleti yalnızca beklentilerin adresi gören değil, devlet-millet bütünlüğünün bir parçası olduğunu bilen birey, sağlam toplumun temelidir.
Bu anlayış; milleti pasif bir kitle değil, irade sahibi bir özne olarak görür.

Toplumsal dayanışma;
bizim için yalnızca zor zaman refleksi değil, kardeşlik hukukunun doğal sonucudur.
Dayanışma;
aynı fikirde olmak değil, aynı kaderde buluşabilme ahlâkıdır.
Farklılıkları ayrışma sebebi değil, ortak bir vicdanda buluşma imkânı olarak görürüz.
Bu yaklaşım, uzun yıllar ötelenmiş kesimleri merkeze alan kapsayıcı bir siyaset anlayışının da temelidir.

Devlet anlayışımız;
gücüyle mesafe koyan değil, adaletiyle güven veren bir devlettir.
Devlet;
milletine rağmen değil, milletiyle birlikte yürüdüğünde güçlüdür.
Hukuku önceleyen, mazluma kol kanat geren, emaneti ehline teslim eden bir yönetim anlayışı, bizim için vazgeçilmezdir.
Eksikler olabilir, zorluklar yaşanabilir; ancak yön tayin eden ana ilke, adalet ve millet iradesidir.

Ak Sancak Cemiyeti olarak biz;
inancı kamusal hayattan dışlamayan, maneviyatı siyasetin vicdanı olarak gören bir duruşun temsilcisiyiz.
Ne inancı istismar eden bir anlayışı kabul ederiz, ne de toplumu manevî köklerinden koparmaya çalışan yaklaşımlara sessiz kalırız.
Bizim yolumuz; medeniyet değerleriyle barışık, millet iradesini esas alan yerli ve sahih bir yoldur.

Sözümüz açıktır:
İmandan kopan irade savrulur.
Vicdandan uzaklaşan güç yozlaşır.
Dayanışmayı kaybeden toplum zayıflar.
Bu nedenle mücadelemiz;
önce ahlâkı, sonra toplumsal düzeni, ardından güçlü ve adil bir geleceği inşa etme mücadelesidir.

Çünkü inanıyoruz ki:
İman diri kaldıkça vicdan ayakta kalır.
Vicdan ayakta kaldıkça adalet zedelenmez.
Adalet korundukça devlet ve millet birlikte yürür.
Ve bu yürüyüş, ancak bu manevî ve fikrî dengeyle istikrarlı, onurlu ve kararlı biçimde devam eder.

Ak Sancak Cemiyeti
Resmî Yayın Kurulu

Fikir ve Duruş – 15

FİKİR VE DURUŞ – 15

İnançla Yükselen Adalet: Hür İnsan, Birlikli Millet, Onurlu Gelecek

Bir milletin gerçek gücü; silahında, servetinde ya da kalabalığında değil, inancıyla kurduğu adalet anlayışında saklıdır.
İnançtan kopmuş güç zulme evrilir, hak duygusundan uzaklaşmış düzenler ise eninde sonunda kendi vicdanında çöker.

Bizim medeniyet tasavvurumuzda inanç; yalnızca kalpte taşınan bir duygu değil, hayata yön veren bir ahlâk nizamıdır.
İman, insanı sorumluluğa çağırır; hakkı gözetmeye, adil olmaya, emaneti korumaya sevk eder.
İnancın olduğu yerde keyfilik değil, ölçü ve denge hâkim olur.

Adalet, bu yürüyüşün bel kemiğidir.
Adalet; güçlünün dilediğini yapabilmesi değil,
haklının hakkına eksiksiz ulaşabilmesidir. Bir toplumda adalet yara alırsa, özgürlük içi boş bir söyleme dönüşür, insan hakları yalnızca metinlerde kalır.
Hürriyet ancak adaletle hayat bulur.

Biz özgürlüğü; sınırsızlık değil, sorumluluk bilinciyle taşınan bir emanet olarak görürüz.
İnsan özgürdür; çünkü irade sahibidir. Ancak irade, inanç ve ahlâkla beslenmediğinde nefsin esaretine dönüşür.
Gerçek özgürlük, hakikatin yanında durabilme cesaretidir.

İnsan hakları, bu topraklar için sonradan öğrenilmiş bir kavram değildir.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışı, asırlar öncesinden bugüne uzanan köklü bir medeniyet şuurunun ifadesidir.
İnsanın onuru dokunulmazdır; kökeni, dili ya da inancı ne olursa olsun.
Adaletin gölgesinde herkes eşittir.

Kardeşlik; aynı düşüncede olmak değil, aynı kaderi paylaşabilme ahlâkıdır.
Millî birlik; tek tipleşme değil, farklılıkları ortak bir vicdanda buluşturabilmektir.
Bu milleti ayakta tutan, ayrıştıran sözler değil, kucaklayan duruştur.
Zor zamanlarda birbirine omuz verebilmektir.

Sadakat, bu birlik ruhunun temel harcıdır.
Sadakat; kişilere değil, ilkelere bağlı kalabilmektir.
Şartlar değiştiğinde yön değiştirmemek, bedel ağırlaştığında geri durmamaktır.
İnanca, adalete ve millete gösterilen sadakat bir bütündür; birbirinden ayrılmaz.

Ak Sancak Cemiyeti olarak durduğumuz yer açıktır:
Biz; inancın adaletle, özgürlüğün sorumlulukla, hak arayışının kardeşlikle birlikte yürüdüğü bir toplumsal düzenin tarafındayız.
Ne zulmü kutsarız, ne başıboşluğu özgürlük sayarız.
Duruşumuz; hakla kaim, vicdanla diri bir duruştur.

Gayretimiz; ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil kuşatan bir anlayışın gayretidir.
Sözümüz; geçici sloganlara değil, nesilleri ayakta tutan değerlere yöneliktir.
Yürüyüşümüz; inançtan güç alan, adaletle yol bulan, kardeşlikle büyüyen bir yürüyüştür.

Çünkü biliyoruz ki:
İnanç diri kaldıkça vicdan susmaz.
Adalet ayakta kaldıkça millet çözülmez.
Kardeşlik korundukça birlik sarsılmaz.
Ve bu kadim yürüyüş,
ancak bu değerlerle
onurlu, hür ve güçlü biçimde devam eder.

Ak Sancak Cemiyeti
Resmî Yayın Kurulu

Fikir ve Duruş – 14

FİKİR VE DURUŞ – 14

Şahsiyetin İnşası: Sorumlulukla Yoğrulan Duruş, İstikametle Korunan Yürüyüş

Bir milletin asıl gücü, sahip olduğu imkânlarda değil;
o imkânları hangi ahlâkla taşıdığında gizlidir.
Zira imkân geçicidir,
şahsiyet ise nesilden nesile aktarılan bir emanettir.
Devletler, şahsiyetli insanlar eliyle yükselir;
milletler, sorumluluk bilinciyle ayakta kalır.

Bizim medeniyet tasavvurumuzda şahsiyet;
sadece bireysel bir erdem değil,
aynı zamanda toplumsal bir yükümlülüktür.
İnsan, önce kendine karşı dürüst olacak;
sonra ailesine, toplumuna ve devletine karşı mesuliyet taşıyacaktır.
Sorumluluk taşımayan bir özgürlük anlayışı,
zamanla dağınıklığa ve savrulmaya dönüşür.

Şahsiyetin temelinde istikamet vardır.
İstikameti olmayan bir yürüyüş,
ne kadar hızlı olursa olsun hedefine ulaşamaz.
İstikamet ise hevesle değil;
vicdanla, akılla ve hikmetle korunur.
Bu nedenle kalıcı olanlar,
günü değil yarını düşünenlerdir.

Tarih bize şunu öğretmiştir:
Güç, disiplinle birleştiğinde anlam kazanır.
Disiplin ise korkuyla değil;
inanılmış bir dava ve içselleştirilmiş bir ahlâkla sağlanır.
Kendi iç düzenini kuramayan toplumlar,
dış baskılara karşı direnç gösteremez.

Bu milletin mayasında;
emanete sadakat, söze vefa ve yük omuzlama ahlâkı vardır.
Zor zamanlarda geri çekilmek değil,
sorumluluk almak bu toprakların karakteridir.
Fedakârlık, burada bir zayıflık değil;
şahsiyetin en güçlü tezahürüdür.

Ak Sancak Cemiyeti olarak inancımız nettir:
Biz, şahsiyetli bir toplumun
en sağlam güvenlik duvarı olduğuna inanıyoruz.
Kurumlar ancak insanla anlam kazanır;
insan ise ancak ahlâkla kemale erer.
Bu sebeple yürüyüşümüz;
kişileri değil ilkeleri,
günü değil istikameti esas alır.

Gayretimiz;
şekil üreten değil, karakter inşa eden bir anlayışın gayretidir.
Sözümüz;
geçici alkışlara değil, kalıcı izlere taliptir.
Duruşumuz;
zamana göre eğilen değil,
zamana yön veren bir duruştur.

Çünkü biliyoruz ki:
Şahsiyet ayakta kaldıkça millet sarsılmaz.
Sorumluluk taşındıkça düzen güçlenir.
İstikamet korundukça gelecek berraklaşır.
Ve bu kadim yürüyüş,
ancak bu değerlerle
sağlam ve onurlu biçimde devam eder.

Ak Sancak Cemiyeti
Resmî Yayın Kurulu

Fikir ve Duruş – 13

FİKİR VE DURUŞ – 13

Medeniyetin Sessiz İnşası: Vicdanın, Ahlâkın ve Adaletin Köklü Yürüyüşü

Milletlerin kaderi bir anda kurulmaz; yüzyılların emeği, irfanı ve tecrübesiyle billurlaşır.
Bizim devlet geleneğimiz de böyledir:
kökü asırlara dayanan bir çınar gibi, fırtınalar değişir ama gövdesi sarsılmaz.
Çünkü bu milletin mayasında ahlâk, bu devletin ruhunda adalet vardır.

Ahlâkıyla yükselen milletler düşmez; adaletiyle ayakta duran devletler yıkılmaz.
Devletimizin bekasını güçlü kılan şey; yalnızca kurumları değil,
o kurumlara ruh veren milletin tertemiz vicdanıdır.
Vicdan diri kaldıkça düzen sağlamlaşır, iyilik çoğaldıkça güç bereket bulur.

Bugünün dünyasında gürültü çok, sükûnet az.
Oysa hakikat çoğu zaman seslerde değil, derin bir tefekkürün sessizliğinde duyulur.
Tefekkür, kökleri kadim olan milletlerin en büyük kuvvetidir; zamanı okur, şartları kavrar, istikameti korur.
Maneviyatın dirilttiği akıl ise hem toplumu hem devleti ayakta tutar.

Bu milletin asırlardır taşıdığı bir başka öz ise paylaşmadır.
Bu topraklarda nimet bölüşülerek çoğalmış, yük paylaşarak hafiflemiştir.
Merhamet yalnızca bir duygu değil; millet olmanın sırlarından biridir.

Hamd olsun ki bugün de toplumumuzun mayası; adalet, merhamet ve paylaşma ruhuyla yoğrulmaktadır.
Ancak bu yürüyüşün devamı için milletimizin yeniden silkelenmesi,
vicdanını diri tutması, merhameti ve paylaşmayı hayatın merkezine alması
ve iç dünyasında da adaleti tesis etmesi zaruridir.

Ak Sancak Cemiyeti olarak idrakimiz şudur: 
Biz yeni bir düzen kurmuyoruz; bin yılları aşan devlet aklının,
bu coğrafyaya mühür olmuş kardeşlik ahlâkının diri kalmasına katkı sunuyoruz.
Milletimizin yürüyüşüne güç katmak, devletimizin vakarını desteklemek
bizim için bir tercih değil; bir vazifedir.

Mücadelemiz;
ayrıştıran bir dilin değil, birleştiren bir hikmetin mücadelesidir.
İddiamız; kalabalıkları coşturmak değil, milletimizin kadim duruşunu diri tutmaktır.
Gayemiz; sesi yükseltmek değil, sözün değerini yüceltmektir.

Çünkü biliyoruz ki:
Ahlâk nefes oldukça adalet söz bulur.
Maneviyat canlı kaldıkça istikamet korunur.
Paylaşma ruhu yaşadıkça toplum bereket bulur.
Ve köklü devlet geleneğimiz, bu değerlerle güçlenerek
yarınlara güvenle yürür. 

Ak Sancak Cemiyeti
Resmî Yayın Kurulu

Fikir ve Duruş – 12

FİKİR VE DURUŞ – 12 

Medeniyet Tasavvurundan Toplumsal Ahlâka: Devleti Ayakta Tutan Erdem

Bir milletin büyüklüğü, sahip olduğu maddi imkanların ötesinde; değerler sisteminin sağlamlığı ve toplumsal ahlâkın diriliğiyle anlaşılır.
Kanun düzenin çerçevesini belirler; fakat bu çerçevenin içini dolduran ve devleti taşıyan asli kuvvet ahlâktır.
Ahlâk diri oldukça devlet kök salar; merhamet yaşayan bir toplumda huzur kalıcı olur.

Bizim medeniyet anlayışımızda insan, devletin yükü değil; devlet nizamının özüdür.
İnsanı yüceltmek, devlet aklını yüceltmektir.
Çünkü adaletin zayıfladığı yerde güven erir;
vicdanın sustuğu yerde toplumsal barış yara alır.
Kadim devlet geleneğimiz bu nedenle gücü sınırsız bir tasarruf değil; emanet bilinciyle sınırlandırılması gereken bir sorumluluk olarak görür.

Toplumsal hafıza, geçmişi tekrar eden bir anlatı değil; geleceğe yön veren bir pusuladır.
Tarihini unutan toplum istikametini kaybeder;
tarih şuuruna sahip millet ise her dönemin sınavına dirayetle karşı koyar.
Bizim hafızamız; sabırla olgunlaşmış bir irfan, adaletle yoğrulmuş bir devlet tecrübesi ve manevi köklerden beslenen bir dayanıklılık taşır.

Bugünün dünyasında sivil toplum, yalnızca izleyen değil; yol gösteren bir fonksiyona sahiptir.
Eleştirmek için değil; doğruları hatırlatmak için,
yıkmak için değil; tamamlamak için vardır.
Bizler, milletimizin değerlerini diri tutan, toplumsal vicdanı canlı kılan ve devlete güç kazandıran yapıcı bir duruşun temsilcisiyiz.

Ak Sancak Cemiyeti olarak inanıyoruz ki:
Ahlâkı merkeze alan toplumlar adaletin kapısını açar;
Adaleti önceleyen devletler geleceğini teminat altına alır.
Bir millet imanını diri tuttuğunda,
devlet de erdemle buluştuğunda yürüyüş ebediyet ufkuna taşınır.

Mücadelemiz, bir dönemin, bir grubun ya da herhangi bir siyasi yapının değil;
bu toprakların ruhunda mayalanmış medeniyet terbiyesinin mücadelesidir.
Bizim vazifemiz; hakikati incitmeden söylemek, millete güç katmak ve devlete omuz vermektir.

Ve iman ediyoruz ki:
Ahlâk nefes oldukça adalet ses bulur;
Hafıza diri kaldıkça istikamet güçlenir;
İnsan onuruna sahip çıkıldıkça millet yükselir.

Ak Sancak Cemiyeti
Resmî Yayın Kurulu

Fikir ve Duruş – 11

FİKİR VE DURUŞ – 11

Emanetten Adalete, Hafızadan Geleceğe: İnançla Yükselen Devlet Ahlakı

Bir milletin kaderi, sahip olduğu güçle değil; taşıdığı emanetle ölçülür.
Çünkü her güç, emanete dönüştüğünde kıymet kazanır; emaneti unuttuğunda zulme dönüşür.

Bizim medeniyetimiz, iktidarı hükmetme değil; adaleti yaşatma sorumluluğu olarak görür.
Adalet, sadece bir hukuk kavramı değildir; vicdanın nizamıdır, devletin kalbidir.
Adalet sarsılırsa, yasa değil; insan yıkılır.
O yüzden bizim tarihimiz, “adaleti koru” emrini bir yasa değil, bir iman ilkesi olarak taşır.

Devletin kudreti; geçmişini inkâr etmekte değil, hafızasına sadık kalmaktadır.
Hafızasını kaybeden millet, yönünü şaşırır.
Fakat geçmişini diriltip bugüne taşıyan millet, her defasında yeniden doğar.
Bizim hafızamızda emanet, bir sorumluluk değil; bir nesil çağrısıdır.

Liderlik ise sadece idare etmek değil;
doğruyu gösterebilme cesaretidir.
Gerçek lider, halkın duygularını değil, vicdanını temsil eder.
Kalabalıkları arkasına almak kolaydır;
ama tarihin önünde dik durabilmek, sadece inançla mümkündür.

İnanç, bu milletin mayasıdır.
Devletin ruhu, bu inançtan beslenir.
Eğer inanç zayıflarsa, düzen dağılır; eğer iman güçlenirse, millet ayağa kalkar.
Bizim için inanç; duygusal bir bağlılık değil, devlet ahlakının özüdür.

Ak Sancak Cemiyeti olarak diyoruz ki:
Emanetsiz güç, adaletsiz yasa, hafızasız toplum ve inançsız devlet ayakta kalamaz.
Bizim mücadelemiz; sadece bir fikrin değil, bir medeniyet iddiasının mücadelesidir.

Ve biliyoruz ki:
Emanete sadakat, adalete vefa;
hafızaya bağlılık, inanca teslimiyet…
Birlikte olduğunda millet dirilir,
devlet ise ebediyetle anlam bulur.

Ak Sancak Cemiyeti
Resmî Yayın Kurulu

Fikir ve Duruş – 10

FİKİR VE DURUŞ – 10

Devlet Ahlakı ve Millet Vicdanı

Her çağ, kendi insanını yetiştirir.
Fakat her insan, kendi çağını yüceltmez.
Büyük milletleri ayakta tutan; zenginlik, kalabalık ya da güç değil, ahlakla yoğrulmuş devlet aklıdır.

Devlet, sadece yönetim değil; vicdanın kurumsallaşmış hâlidir.
Eğer ahlak zayıflarsa, kanunlar sertleşir.
Eğer adalet unutulursa, düzen zulme dönüşür.
O yüzden biz biliriz ki, devletin bekası yalnız sınırla değil, karakterle korunur.

Bizim medeniyetimiz, gücü terbiye eden bir iradenin mirasıdır.
Hükmetmek için değil, hakkı gözetmek için var olmuş bir ruhtur bu.
Devlet aklı, eğer kalbini kaybederse; milletin duasını da kaybeder.
Oysa dua, hiçbir ordunun sağlayamayacağı bir güvenliktir.

Bugün dünya, bilgiyle dolu ama hikmetten yoksun.
Ahlak, felsefeden koparılmış; güç, vicdandan soyutlanmış durumda.
Bizim çağrımız, bu kopuşu onarmak içindir.
Çünkü biz inanıyoruz ki; devletin kudreti, milletin vicdanından doğar.

Ak Sancak Cemiyeti olarak, bir “güç” değil; bir şuur inşası peşindeyiz.
Bu şuur; hakkı üstün tutan, ahlakı temel alan, vakar ile yürüyen bir millet idealidir.

Bizim için siyaset, çıkar değil emanettir.
İktidar, makam değil sorumluluktur.
Makam, kibir değil adalet taşıyıcısıdır.

Bir milleti yücelten şey, zenginliği değil; gönlünün asaleti ve ahlakının sabrıdır.
Bizim duruşumuz, bu asaletin yeniden dirilişidir.

Ve biz biliyoruz ki:
Toplumlar kanunla yaşar, ama ahlakla var olur.
Kanun devleti kurar, ahlak milleti yaşatır.
Devlet, gücün; millet, vicdanın adıdır.
İkisi birleştiğinde, tarih yeniden yazılır.

Ak Sancak Cemiyeti
Resmî Yayın Kurulu

“Fikir ve Duruş” köşesi, Ak Sancak Cemiyeti’nin düşünce çizgisini, toplumsal ve millî meselelere bakışını yansıtan; maziden istikbale uzanan bir vizyonun kalemidir. Bu köşe aracılığıyla cemiyetimiz, fikirde derinliği, duruşta kararlılığı ve milletin geleceğine olan sorumluluğu gündeme taşır.

info@aksancak.org.tr

Balgat Mah. Dr.Sadık Ahmet caddesi No:43/4 Çankaya/ANKARA