FİKİR VE DURUŞ – 21
Ateş Çemberinde Dünya: Emperyal Akıl, Siyonizm ve Vicdanın Sınavı
Dünya;
yalnızca güç dengelerinin kurulduğu bir alan değildir.
Aynı zamanda hak ile zulmün,
adalet ile çıkarın
açık bir şekilde karşı karşıya geldiği bir imtihan sahasıdır.
Bugün gelinen noktada artık hiçbir gerçek gizlenememektedir:
Küresel sistem;
adaleti değil gücü,
hukuku değil çıkarı,
insanı değil stratejiyi önceleyen
derin bir krizin içindedir.
Ve bu krizin en görünür yüzlerinden biri,
Ortadoğu’nun adım adım bir ateş çemberine dönüştürülmesidir.
Bu ateş; tesadüf değildir.
Bu yangın; kendiliğinden büyümemektedir.
Bu, uzun yıllardır beslenen
emperyal aklın ve siyonist politikaların
bölgeyi istikrarsızlaştırma stratejisinin bir sonucudur.
Gazze bugün bunun en ağır örneğidir.
Orada yaşananlar bir “çatışma” değil;
açık bir yok etme politikasına dönüşmüştür.
Şehirler yerle bir edilirken,
hastaneler hedef alınırken,
çocuklar enkaz altında can verirken
dünya hâlâ diplomatik cümleler kurmaktadır.
Oysa gerçek açıktır:
Bir halkın yaşam alanları sistematik biçimde yok ediliyorsa,
bu artık savaş değil, zulümdür.
Ve bu zulmün merkezinde,
bölgeyi sürekli kriz hâlinde tutan
İsrail politikalarının belirleyici rolü vardır.
Siyonizm;
yalnızca bir ideoloji değil,
aynı zamanda bölgede kalıcı bir gerilim üretme pratiğine dönüşmüştür.
Güvenlik söylemi altında yürütülen bu yaklaşım;
sınır tanımayan müdahaleleri,
sivil hedefleri ve orantısız güç kullanımını
meşrulaştırma aracına dönüşmüştür.
Lübnan’da artan gerilim,
İran’a yönelik saldırılar
ve bölgedeki diğer kırılma noktaları
aynı stratejinin farklı cepheleridir.
Amaç yalnızca bir ülkeyi zayıflatmak değildir.
Amaç;
bütün bir bölgeyi sürekli bir kriz alanı hâlinde tutmaktır.
Çünkü istikrarsızlık;
emperyal düzenlerin en verimli zeminidir.
Barış güç üretir.
Ama kriz, kontrol üretir.
Bu yüzden ateş söndürülmez;
kontrollü şekilde büyütülür.
Sosyal açıdan bakıldığında;
bu ateş çemberinin en ağır yükünü yine halklar taşımaktadır.
Çocuklar korkuyla büyümekte,
aileler dağılmakta,
toplumlar travma altında yaşamaktadır.
Bir nesil,
savaşı hatırlayarak değil,
savaşın içinde doğarak büyümektedir.
Bu, yalnızca bugünün değil;
geleceğin de tahrip edilmesidir.
Ekonomik düzlemde ise tablo nettir:
Savaş büyüdükçe
yoksulluk derinleşir,
enerji krizleri artar,
gıda fiyatları yükselir.
Ama kazananlar değişmez.
Silah üretenler kazanır.
Krizi yönetenler kazanır.
Kaybeden ise her zaman halktır.
Bu nedenle artık şu gerçeği açıkça ifade etmek gerekir:
Eğer sivilleri hedef almak bir suçsa;
bunu yapanın devlet olması,
o suçu ortadan kaldırmaz.
Bir halkı topyekûn cezalandıran,
şehirleri yok eden,
yaşam hakkını hiçe sayan her yapı;
adı ne olursa olsun
aynı zulmün parçasıdır.
Ve bu zulüm karşısında susmak;
tarafsızlık değil,
ortaklıktır.
Ak Sancak Cemiyeti olarak bizler;
emperyal hesaplara teslim olan,
zulmü görmezden gelen
ve insan hayatını stratejik denklemlere indirgeyen
her anlayışı reddediyoruz.
Bizim duruşumuz nettir:
Zulüm kimden gelirse gelsin karşısındayız.
Mazlum kim olursa olsun yanındayız.
Çünkü biliyoruz ki:
Siyonist politikalar
ancak sessizlikle güç bulur.
Emperyal düzen
ancak itiraz edilmediğinde kalıcı olur.
Ama hakikat dile getirildiğinde,
denge değişir.
Vicdan konuştuğunda dünya aydınlanır.
Adalet savunulduğunda zulüm geriler.
Ve insanlık,
ancak mazlumun yanında durduğunda büyür.
Ve tarih yine yazacaktır:
Ateş çemberinin ortasında
susmayanlar,
insanlığın onurunu taşıyanlardır.
Ak Sancak Cemiyeti
Resmî Yayın Kurulu

